Bu cuma sabahına hepimiz kalp ağrısıyla başladık. Fakat bir gerçek var ki, hiç birimizin acısı ve kızgınlığı, hayatını kaybeden suçsuz annenin “anne lütfen ölme” diye yalvaran kızınınki kadar büyük olamazdı. Peki ya Emine Bulut neden öldürüldü?

Annesinin başını tutarak “anne lütfen ölme” diye yalvaran 10 yaşında bir kız çocuğu, öteki tarafta yardım etmek yerine kamera kaydı yapan birine dönüp, korku içerisinde “ölmek istemiyorum” diyen genç bir kadın. Bu video uzun zamandır gördüğüm en gerçek toplum aynasıydı. Korku, şiddet, ölüm, aile kavramı her şey saniyeler içinde zihnimde karışmaya başladı.

Emine Bulut neden ölmüştü? 10 yaşında melek gibi bir kız bu hayat boyu sürecek travmayı hak edecek ne yapmıştı?

Önce kendimi suçladım. Kadın hakları, eşitlik ve toplum psikolojisine yöneldiğim ama sık sık unuttuğum bir hayatım olduğu için kendime çok kızdım. Bunlar sadece felaketler yaşanınca tozlu raflardan alınıp açılacak konular olmamalı. Bu benim en çok konuştuğum, yaydığım, anlamayana kafasına vura vura anlattığım konular olmalıydı!

Sonra her fırsatta kadını yeren, küçümseyen, parayla satın alınan bir eşyadan bile daha değersiz gören bakanlara, belediye başkanlarına, cumhurbaşkanına kızdım! Biraz açıklamak isterim bunu:

“Kadına şiddet abartılıyor” – RTE – Son 7 yılda %1400 artan kadın cinayetleri hakkında.

“Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” -Recep Akdağ – Kürtaj tartışmaları hakkında.

“Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın” -Melih Gökçek

“Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya” RTE – Münevver Karabulut cinayeti hakkında

“Türk kadını evinin süsüdür” Vecdi Gönül AKP Bakanı

Benim bütün bunları yazmaya elim gitmiyor. Ama bunlar medyanın bulunduğu ortamda bir ağızdan milyonlarca yobaz, eğitimsiz, sapkın erkeğe cesaret pompalıyor.

HAK EDERSE DÖV ÖLDÜR! OTURSUN EVİNDE! Deniyor yani.

Her geçen gün anladığım acı gerçek şu ki, Türkiye bir birey olmak nedir bilmiyor. Kendini ve kendi değerini dahi bilmeyen insanlar, toplum içinde yıllarca patlamaya hazır bir bomba gibi yaşıyor. Kendisine saygısı olmayan bu “canavar”lar, ya taciz,tecavüz ediyor ya da umarsızca öldürüyor.

Kadın haklarının önemi büyük. Fakat bizim ülkemizde temelden başlamak gerek. “İnsan hakları” mesela. İlki nedir? YAŞAMAK. Bu noktada karşımızdaki insanın cinsiyeti, dini, ırkı, hayat tercihleri fark etmeksizin yaşama hakkında sahip olduğunu anlamamız gerekiyor. Kimsenin nefesini, HİÇ BİR sebeple alamazsınız. Bunu meşrulaştıracak bir sebep bulunmuyor. Ancak sizin hayatınız tehdit ediliyorsa, bu gerçekleşebilir.

Kimsenin hayatını artık sizi görmek istemiyor, sizinle ruhsal ya da fiziksel bir ilişkide bulunmak istemiyor ya da boşanmak, yeniden evlenmek istiyor diye alamazsınız.

Gün bir bu konuyla ilgili henüz duygularım çok taze iken, klavyeyi döve döve yazdığım bu yazımda, duygusallaştığım için özür dilemeyeceğim. Fakat döküldükçe içimde yükselen bu konuyu, farklı bir yazımda daha ayrıntılı daha sakin dile getirmek isterim.

10 yaşındaki melek gibi kızımızın kalp ağrısını düşüneceğim bugün. Ve daha fazla genç kadın hayatını kaybetmesin, daha fazla melek gibi çocuklar “anne lütfen ölme” diye yalvarmak zorunda kalmasın diye ne yapabilirim, bunu düşüneceğim.

Daha bilinçli yarınlar dilerim.