Siesta saatlerinde sokakların boşaldığı, kafanızı kaldırıp binalara baktığınızda bütün panjurları kapalı gördüğünüz, partilerin sonu gelmeyen, sıcakkanlı, rahatına düşkün insanların ülkesi. Neresi? Tabiki İspanya! Vallahi çok güzel bir ülkede yapacaksınız erasmusunuzu, şimdiden hayırlı olsun. Peki İspanya hakkında ne bilmek gerekiyor? Buyrun, öncelikle sizi şöyle siesta ve fiestaya doğru alalım. Hemen siesta kültürü ve bu kültürün bizi ilgilendiren tarafı ile başlayalım. Bu siesta başta insana ‘’ne güzel öğlen yat uyu, mis valla’’ mantığında hoş gözükse de bizim gibi 7/24 açık dükkan bulabilen, işini mesai bitimine kadar günün her saatinde halledebilen türk insanı için başlarda biraz rahatsız edici olabiliyor fakat sonrasında siz de ister istemez mecburen ayak uyduruyor, düzenin içinde süzülüveriyorsunuz. 


Şöyle ki, bu adamlar gün ortasında dükkanı kapatıp hadi ben yatacağım bana eyvallah diyerek kilit vurup gidiyor, bazen akşam 5e bazen 6ya kadar da o dükkanı açmayabiliyor, ki bu da demek oluyor ki acil bir işiniz varsa yandınız! Ya sabah erkenden kalkıp öğlene kadar işinizi halledeceksiniz ya da adamın keyfine kaldınız, ne zaman açarsa.(Sonra gidip dükkanı kapalı görüp adamlara küfretme faslı yaşanmasın,ben uyarayım da.) Ha bu arada bazıları soruyor, okul için de geçerli mi bu siestalar falan diye, öyle bir şey yok arkadaşlar maalesef, okul siesta dinlemiyor, dersler tam gaz devam.

 Fakat biraz içinizi rahatlatayım; küçük şehirlerde siesta saatlerinde neredeyse bütün dükkanlar kapanırken büyük şehirlerde kapanan dükkan sayısı çok daha az oluyor, büyük şehirlerde erasmus yapan arkadaşlar daha şanslı olacak bu konuda o yüzden. Bu açık dükkan bulamama olayında bir nokta daha var, bazı resmi tatil günleri süpermarketler kapanabiliyor (burada kurban bayramında falan marketin kapandığını düşünün, vallahi kapıları yıkarlar) o yüzden alışverişinizi önceden yapmanızı öneririm. 


Bu konuda benim orada en büyük yardımcım ‘’Chino’lar yanı çinli kardeşlerimizin dükkanları oldu. Sağolsunlar her köşeye bir market açmışlar, bazısı sadece bakkal gibi çalışırken diğerleri bizim 1 liracılar gibi, içeride ne ararsanız var ve genelde her şey çok ucuz, çalışma saatleri de daha uzun, geceyarılarında da açık oluyorlar. İçeride mutfak malzemesinden elektroniğe kırtasiyeden temizlik ürünlerine ne ararsanız mevcut, mutlaka bir göz atın. Bu arada süpermarket demişken ben oradayken Coviran ve Mercadona isimli marketleri kullanıyordum, fiyatlar genelde iyi buralarda, ve ürünleri de kaliteli.




Gelelim fiestaya, İspanya’nın meşhur partileri olmadan erasmus mu olurmuş hiç! İspanya’da parti denince bilinmesi gerekenlerden biri ‘’Botellón’’dur. Nedir bu botellón? Vallahi mükemmel bir şey. Gidiyorsunuz bir markete alıyorsunuz ne içmek istiyorsanız, bulunduğunuz şehrin belediye tarafından belirlenmiş olan botellón alanına ilerliyorsunuz. Ki bu alanlar genelde ya parklar ya da otoparklar gibi boş ve gençlerin rahatça içip gürültü yapabileceği mekanlar oluyor. Bu alanda herkes ayakta ya da yerlerde, oraya buraya kaldırımlara, çimlere oturarak içkisini içiyor, muhabbetini ediyor, ‘’tamam ben oldum abi’’ diyen, clube geçmek isteyen arkadaş grubunu alıyor ve eğlenceyi müzikli ortama kaydırıyor. Ondan sonrasını anlatmıyorum bile, sabahlara kadar eğlence.



Hele ki erasmus partileri tek kelime ile şahane oluyor. Bu partilerin duyuruları da önceden erasmus facebook grubunuzda yayınlanır, yani takip sosyal medya üstünden oluyor genelde. Sabaha kadar müzikti danstı eğlenceydi derken sabah 6, 6 buçuk sularında mekanlar kapanıyor. Hop nereye? Ne eve gitmesi? Daha churro faslı var yahu! Sen sabaha kadar gez dolaş, pilini bitir e ne olacaktı, tabiki de churro yiyip kendine gelecektin!



 Churro denilen ve sıcak çikolata ile servis edilen bu tatlı sabah 7 civarında ‘’Churrería’’ denilen pastane tarzı yerlerde taze taze çıkar, pili bitmiş biz zavallılar de kapılarda kuyruk oluruz. Ha ben içtim midem tatlı kaldırmaz diyorsanız da sabah 5lere kadar açık olan sandviç yapan ve genelde barlar sokağının yakınlarında olan küçük dükkanlarda patates, tavuk, sandviç ne bulduysa atıştırır, karnınızı doyurursunuz. Bir nevi bizdeki çorbacı muhabbetinin fastfood şekli. Sizin anlayacağınız muhabbet bu yeme faslında uzadıkça uzar, eve sabah 8den önce gidebilene aşk olsun. Şunu da ekleyeyim, siz sabah 8de eve enkaz gibi gitmiş, ben bugün iptal diyerek yatağınıza bayılmış olabilirsiniz fakat ispanyollar için işin böyle olduğunu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz efendim. Bu adamlar dünyaları içer, sabah 8de partiden gelir, yatar ve 9da hiçbir şey olmamış gibi kalkar, okula gider, sınava da girer(yaşandı, ve o arkadaş o sınavı verdi) Bu adamlar alışkın, uyarıyorum ispanyollarla eve çıkacaksanız hızlı yaşam tarzlarına hazır olun çünkü İspanya’da gece çıkmaları sadece cuma cumartesi olmaz, perşembeden başlar. Yanlış duymadınız PERŞEMBEDEN BAŞLAR. 

Perşembe, cuma, cumartesi üç gün üst üste çıkar bu adamlar ve siz uykusuzluktan, yorgunluktan sürünürken tepenizde sonsuz enerjileri ile bitiverirler. Üşengeçler biraz hareketlenecek galiba bu erasmusta.Ha bir de‘’tinto’’ var ki adı geçerse şaşırmayın. Tinto rom ve coca colanın karışımından oluyor ve çok içiyorlar,siz de deneyin. Sangria zaten meşhur, e denemeyeni dövüyorlar. Shotlar barlarda 1 euro, bir kadeh şarap genelde 2 euro, biralar da aynı şekilde. Genelde yapılan bir bira söyleyip yanında bedava gelen ve tapas denilen tabaklar ile karın doyurmaktır. Bu tabaklarda karidesinden tavuğuna, domuzundan sosisine türlü çeşit şey geliyor önünüze, şahane bir olay. Bu domuz mevzusunda ise yemek istemediğinizi belirtip içinde domuz olup olmadığını sorduğunuz zaman asla ters bir tepki vermiyorlar, hemen tabağı değiştiriyorlar, yemek istemiyorsanız açıkça söyleyin, tepkiden falan çekinmeyin ve merak etmeyin kimse terslemiyor sizleri.


Geldik erasmusçunun önemli derdi ‘’eve mi çıkayım yurda mı gideyim’’lere

Yurtlar konusunda çok söylenecek bir şey yok, Türkiye’deki yurt muhabbeti ile az çok aynı. Biz 3 arkadaş 3 oda 1 salon bir eve çıktık, yaklaşık 400 küsür euro kirası vardı(yaklaşık diyorum çünkü elektrik,su faturasına göre her ay oynuyordu, biz kira elektrik,su vs hepsini bir arada ödüyorduk) Bir de bu fatura yatırma olayı çok soruluyor, bu konuda aman nasıl olacak diye kara kara düşünenlere tavsiyem şöyle; bazı ev sahipleri faturaları kendileri yatırıyor. Mesela bizim ev sahibimiz gidip kendi evinin faturasını yatırırken bizimkini de yatırıyor ve bize faturayı getiriyordu, biz de kendisine ödedeği para ne kadar ise çıkartıp veriyorduk, büyük rahatlık. Nasıl kiralık ev bulacağım konusuna da gelecek olursak, gitmeden önce okulunuzun ve okulun erasmus grubunun sayfasına internetten ulaşabilirseniz(facebookta çok aktif oluyorlar) bu sayfalara gideceğiniz tarihi yazıp müsait ev olup olmadığını soruşturabilirsiniz,zaten evi müsait olan erasmuslular size bir oda verme teklifiyle gelebiliyor. Biz direk erasmus koordinatörüne mesaj atıp ev konusunda yardımcı olmasını istemiştik, sağ olsun bize evimizi o buldu,bu da bir seçenek. Aynı zamanda okulun panolarında öğrenciler için kiralık ev ilanları asılıyor, o da bir çözüm. Yalnız biraz erken gidin, geç kalırsanız öğrenciler yerleşmiş ve evler/yurtlar dolmuş oluyor, sıkıntı yaşamayın.



Yazının ilk başında da dediğim gibi ispanyollar sıcakkanlı,konuşmayı çok seven insanlar, bir şey sorduğunuzda ya da yardım istediğinizde kötü günlerinde değillerse kimse sizi terslemiyor. Fakat ingilizce bilme oranı çok düşük, bu konuya dikkat. Bu iletişim konusuna girmişken üniversite ortamından da bahsedeyim biraz. İspanyollar bu kadar şahane insanlar olmalarına rağmen sınıf ortamının soğukluğu karşısında şok olmuştuk biz açıkçası. Sınıfta herkes put gibi laptobunu açar, dersini dinler ve kalkar gider. Ciddi ortamlar oluyor derslerde. Okulu çok ekmemeye çalışın, not ararken çok uğraşmayın sonra. Öğretmenlerin tavrı da genelde ‘’ee erasmussan ne yapayım?’’ şeklindeydi. Bu konulara dikkat, okullar ciddi ve kurallı işliyor. Oraya gidip ders değiştirmek konusu ise biraz uzun iş olsa da yapılmayacak kadar sıkıntılı değil. Ondan imza bundan imza derken isterseniz değiştirebiliyorsunuz, biraz kovalamak ve ders değişim tarihlerini kaçırmamak lazım sadece. Erasmus ofisleri çok renkli, orta yaşlı olan çalışanlar bile kafa yapıları gençlere uyan insanlar, hertürlü yardımı yaparlar, okulda sıkıntınız olursa onlardan yardım istemeye çalışın, herkesten daha çok yardımcı oluyorlar.


İşin ‘’Ne yerim ben bu İspanya’da,onu söyle!’’ kısmına da gelelim

Türk yemeği yemiş insan için avrupada yemek muhabbeti de sıkıntı gerçekten. Yukarıda bahsettiğim her bölgede bulunan tapas ve paella kültüründen ziyade verebileceğim ufak tefek püf noktaları şöyle: Kuzeyde balık ve diğer deniz ürünleri mükemmel yapılıyor yolunuz düşerse yemeden geçmeyin, Castilla La-Mancha dediğimiz orta bölgede(Toledo,Ciudad Real,Albacete,Cuenca gibi şehirleri içeriyor bu bölge) peynirler çok meşhur, İspanya’nın en iyi peynirleri buralarda yapılıyor.

Örneğin’Manchego’inanılmaz güzel bir peynir. Aynı zamanda bu bölgede ‘’Gazpacho’’ adında ağızda domates ve sarımsak tadı bırakan hoş bir içecek var, bazısı çorba olarak da yapar, mutlaka deneyin. ‘’Tortilla de patatas’’ olarak geçen ispanyol omleti de denemeye değer. Bu arada hemen hemen her şehirde türklerin ya da pakistanlıların açtığı dönerciler mevcut(en fazla Granada’da gördüm ben) fakat burada yiyeceğiniz dönerler maalesef tam anlamıyla Türkiye’deki gibi olmayacak çünkü döner değişik bir sosla servis ediliyor. Bir başka ilginç olay da buzlu kahve,özellikle yaz aylarında çok güzel gidiyor. Bu arada salyangoz görürseniz şaşırmayın, vallahi çatır çatır yiyorlar. 

Fakat tüm bunlar bir kenara benim İspanya denince favorim 100 Montaditos adlı zincir. 100 farklı çeşit sandviç yapıyorlar burada. İşin güzel tarafı lezzetinden ziyade oldukça ucuz olması. Burada 5 sandviç bir bira bir de salata tabağına 6 euro verip çıkıyorduk genelde. Birtek kahvaltıyı dışarıda yapacaksanız vay halinize. Önünüze orta boy kızartılmış bir tost ekmeği ve üstüne sürmeniz için bir kabın içinde gelen domates rendesi ve zeytinyağı karışımı kahvaltı adı altında geçiyor, ya da önünüze kruvasan+kahve ya da donut+kahve ikilisini koyuyorlar. Doyabilene aşk olsun! Son olarak yemek saatlerinin değişikliğinden bahsedeyim ve bu yeme içme faslını bitirelim. Akşam yemekleri 7-8 yerine gece 10-11de yeniliyor, vallahi şahsen ben başlarda açlıktan ölüyordum o saate kadar nasıl duruyorlar hayret. Onun dışında kahvaltı, öğle yemeği, 5 çayı klasik. Onlar da bizim gibi yeme içmeyi çok sevdiğinden her köşe başında barlarda, cafelerde çeşitli yemekler bulmak mümkün. Bu bahsettiğim barlarda oturan 70lik dedeleri neneleri görürseniz de şaşırmayın, oturup bir güzel muhabbet edip biralarını yudumluyorlar oralarda, tam keyif ülkesi.


Koşun kızlar, sıra alışverişte

Malumunuz Zara, Bershka, Pull&Bear, Oysho, Stradivarius hepsi İnditex grubuna bağlı ispanyol markası. Durum böyle olunca ispanya bir alışveriş cenneti oluyor. Bu markalar haricinde Sfera da gerçekten hem erkek hem bayan giyiminde oldukça başarılı isimlerden biri. Elinize aldığınız bir kıyafetin içine baktığınızda göreceğiniz ‘’Made in Turkey’’ ibaresi sıklıkla karşınıza çıkacak, şaşırmayın. İnsanın böğrüne öküz oturmuyor değil tabi. Dönem dönem öyle büyük indirimler oluyor ki genelde mağazaların üst katlarında elde kalanlarla beraber bazen normal ürünler de indirime girebiliyor ve birçok ürün 10 eurolara falan düşüyor. Normal fiyatlarda ortalama 30 euro, 35 euro civarında oluyor genelde. Bu marka muhabbetinin dışında ispanyada sokaklarda butikler çok, fiyatlar fena değil sadece biraz gezmeniz gerekiyor.

Ayrıca Türkiye’deki pazar kültürünün aynısı Madrid’de ‘El Rastro’’ denilen sokak pazarında, kıyafet,eşya,takı,kitap,çanta ne ararsanız orada, hem de aynı türkiye pazarlarında olduğu gibi satıcılar 3 euro 5 euro diye bas bas bağırıyor, insana bir Türkiye hissiyatı vermiyor değil. El Rastro’nun tamamını gezmek için erkenden gidip en azından yarım günü oraya ayırmak gerek, 5-6 dan fazla sokak kapatılıyor ve tezgahlar kuruluyor, erkenden gidin ve kalabalığa kendinizi kaptırın, çantalara cüzdanlara dikkat, tam bir insan seli oluyor.


İspanya’ya kadar gelmişken avrupaya açılayım başka ülkeler,yerler de göreyim’ci iseniz en yakın iki tercih Portekiz ve Fransa. Genelde Portekiz’e öğrenciler birkaç kişi birleşip araba kiralayıp basıp gidiyor, Fransa için de aynı şey yapılabilir. Blablacar’a da bir göz atılabilir, uygun yol arkadaşı belki oradan çıkabilir sizlere. Fakat unutmayın, Portekiz’de Mc Donald’slarda uluslararası hiçbir kredi kartı geçmiyor, bankamatikler sadece Portekiz kartlarına para veriyor(İspanyol kartı dahil denedik, onu bile kabul etmedi bankamatik) 

Gel gelelim erasmusçuların en çok tercih ettiği ise tabiki İbiza. Her sene ESN erasmus grupları İspanya’nın çeşitli şehirlerinden sınırlı kontenjanla erasmusluları toplayıp İbiza’ya götürüyor, tahmin edebileceğiniz gibi tam bir cümbüş. Madrid’den, Barcelona’dan, Valencia’dan aklınıza neresi geliyorsa bütün şehirlerden İspanya’da erasmus yapmaya gelen öğrenciler ve siz hep beraber bir gemiye doluşarak İbiza’ya yol alıyorsunuz, ve fiyatlar normalden daha düşük olarak size özel ayarlanıyor.(Sadece otel fiyatları değil, meşhur gece cluplerine giriş ücretleri de sizler için indirimli ve avantajlı hale getiriliyor) Erasmus koordinatörünüzü bu konu için darlamayı unutmayın! 



Ulaşım İspanya içinde çok rahat, bütün şehirlere uzanan gelişmiş bir tren ağı var, fakat fiyatlar biraz tuzlu oluyor, umarım şansınıza ucuz biletler çıkar. Tren bilet fiyatlarına ve rotalara bakmak için www.renfe.com’u kullanabilirsiniz. Şehiriçi ulaşımda gelişmiş metro ağları mevcut, neredeyse her sokağa çıkan bir metro var. Büyük şehirlerde erasmus yapacaksanız bizdeki akbil olayı gibi orada da kart çıkartmanız gerekecek. Örneğin Madrid’de bir ‘’Abono’’ kart var, kartı çıkartmak 6 euro aylık doldurmak ise 35 euro. Onun dışında metro istasyonlarının içindeki makinalardan tek kullanımlık alabileceğiniz gibi 10 kullanımlık bilet de alabilirsiniz, ama tabiki hergün metro kullanacağınız için Abono daha hesaplı olacak.

Ben orada bir İspanyol bankasından kendime hesap açmadım, genelde her giden açıp işini öyle hallediyor ama ben ‘’Nakito kart’’ kullanıyordum, hiçbir zorluk çekmedim, bir araştırın internetten bu kartı. Bu arada kart yutma olayları çok oluyor bankamatiklerde, eğer işlem yaptığınız bankamatiğin bağlı olduğu bankanın kartını kullanmadıysanız ve o kart yutulduysa içeri girip derdinizi anlatıp kartınızı almak istediğinizde vermiyorlar haberiniz olsun, efendim o kartı Türkiye’ye geri yolluyorlarmış da bilmem ne, o kart gitti yani geçmiş olsun. Arkadaşımın nakito kartını yutmuştu bir bankamatik ve kızcağıza kartı çıkartıp vermediler, ta Türkiye’den yeni kart yollandı, 1 hafta kartsız kalmıştı, aman dikkat.


Telefon hattı olarak da ben Yoigo kullanıyordum ve çok memnundum, ayda 8 euro ödüyordum ve 2 gb internetim vardı. Daha sonradan Orange isimli şirkete geçtim çekim gücü daha yüksek diye, orada da 10 euroya yine aynı şekilde internet ve konuşma paketim vardı. Tarifeler sürekli değişiyor şuan durum nedir bilemiyorum fakat bu iki şirket öğrenci bütçesine uygun hesaplı tarifeler çıkarıyor.
Unutmamanız gereken son şey ise ülkede şu an bir ekonomik kriz olduğu. İçinizde orada çalışır işe girer paramı denkleştiririm diye düşünenler varsa aman dikkat, kolay kolay iş bulunmuyor ve size verilen hibe ancak kiranızı karşılıyor.

Hepinize ömrünüz boyunca hatırlayacağınız, en az elli kere herkese ballandıra ballandıra anlatacağınız şahane anılarla dolu bir erasmus diliyorum, orada her şeyin sorunsuzca olması dileğiyle. Üniversite hayatınızın en güzel dönemi başlıyor, tadını çıkartın